6 Temmuz 2013 Cumartesi

Kısa bir hayat, uzun bir hüzün.

Öyle anlar vardır ki hayatta boğazında bir şeyler düğümlenir, gözlerin dolar ve ne ağlayabilirsin ne de konuşabilir. Belli edemezsin, belli etmek istemezsin. Kaçmak istersin. Kaybolmak istersin. Güçsüz olduğunu bilirsin ama yanındaki insanlara güçlü olduğunu göstermeye çalışırsın. Anlatmak... Oturup konuşabiliceğin, boğazındaki düğümleri çözebileceğin birilerine bakınırsın fakat kime anlatsam beni anlamayacak zaten dersin. Öyle de. Hangi birimiz yaşamadan bilebilir ki? Bu aşk acısı olsun, dost ayrılığı veya aile sorunu olsun. Hiçkimse yaşamadan tam anlayamaz. Evet muhakkak birine ihtiyacın olucak, anlatıp rahatlamak lazım ama eğer gerçekten ihtiyacın olsaydı tek doğmazdın. 

Sıkılırsın, bunalırsın. Canın hiçbir şey yapmak istemez. Sadece kafandaki düşünceler döner. Seni yer bitirir. Ağlamak istersin. Sanki ağlayınca geçicek, sanki ağlayınca o kafandaki düşünceler silinecek gibi. Daha fazla dayanamam der bırakırsın her şeyi. İşte o an öyle bir şey olur ki seni tekrar hayata bağlar. Ne olacağı hiç belli olmaz. Yeter ki olsun. Hayat çok kısa. Yaşamak, sevmek, sevilmek, kaybetmek... Hayat o kısacık dönemde bile neler yaşatır sana. Ama sen inadına güçlü dur. Hiçbir şey çözümsüz değil. Sen sadece ayakta durmasını bil ve pes etme. Her şey yoluna girecek elbet. Bugün değil ama bir gün... 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder