17 Ekim 2013 Perşembe

Hayat öğretir size yavaş yavaş.

Kızıyorum bazen… Öfkeyle tekmeler savuruyorum sağa sola ve sonra da pişman oluyorum; kırılacak ve ben bir daha tamir edemeyeceğim diye… Konuşmaya bile korkuyorum bazen yanlış anlaşılırım diye… Biliyorum çünkü o kırılganlığı… Bir zamanlar sol yanımda benzer bir köşk taşıyordum, trabzanları altından, basamakları da kendi gibi camdan… Çok büyük savaşlar yapıldı içerisinde ve çok büyük kayıplar verildi… Orta yerinden çatladı kalbim, 7 katından 4ü bir daha hiç kullanılamayacak hale geldi, kendimde tamir edecek gücü bulamadım hiçbir zaman ve kimselere de el sürdürtmedim güvenemediğimden… “Söz konusu kendi kalbi olunca cimri” dediler benim için hep, oysa sadece kırılmıştım ve yeni bir kırığı daha kaldıracak gücü yoktu kalbimin…

Bu yüzden hep parmak uçlarımda dolaştım O’nun kalbinin odalarında; o kırılmasın, kırılan parçalar içine batıp gözlerinde yaşa sebep olmasın diye… O kadar sessizdim ki içinde bazen orada olduğumu hatırlamakta güçlük çektiği bile oldu, sırf bir savaş ortamı yaratmamak için ses çıkarmadım yine de… Belki O’nun kırık bir kalple yaşayacak gücü yoktur diye… Suskunluğum, dikkatli davranışlarım, sakin kalışlarım en büyük kusurum ve en büyük suçum oldu her zaman. İnsanın başına her ne gelirse iyi niyetinden geliyormuş, böyle öğrendim ne yazık… 

Öğreniyosunuz her şeyi zamanla. Daha çok şey öğreneceksiniz. 

6 Ağustos 2013 Salı

Mutluluk... Error!

Hayat böyledir işte. Tam mutluluğu yakaladım derken, tadını almaya başlarken mutluluğun, hayat gelir onu birden elinden alır ve sen öylece kalırsın ortada. En küçük şey de bile böyle. Mesela çikolata yerken mutlusundur ya ama bittikten sonra yediğin için üzülürsün kilo alacağım diye. Küçük bir şey de bile böyle oluyosa ya büyük şeyler? 

Çok acımasız aslında. Bence biz alıştık. Kim dayanabilir ki bu hayata? Sen gülersin o ağlatır. Sen sevinirsin o üzer. Buna rağmen vazgeçmezsin. Umut beslersin yüreğinde. Hani "belki" olur. Beklersin, küçük bir çocuğun annesini bekler gibi. Bizler de birer çocuğuz. Küçük şeylerle mutlu olabilen ama bazen biraz bencil olup daha çok isteyen çocuklarız. Sonra yine üzülürüz, ağlarız... 

Bu arada bence yaz çok uzadı. Sizce de öyle değil mi? Mesela Eylül gelse. Yapraklar sararmaya başlasa, dökülüp uçuşsa başının üstünde. Sonra kış gelicek mesela. Kalın giysilerin çıkacak. Sıcak içeceklerle ve slow şarkılarınla tamamlayacaksın sen onu. Yazması bile güzel. Bir an önce kış gelsin. Kış hüzün ayı değildir. Kafanı dinlediğin, hayatın sana verdiği kötü anları unutma ayıdır. 

Konu çok mu dağıldı? Üzgünüm. Benim de kafam çok dağınık. Yazılarım da biraz dağınık olabilir. Olsun. Hala umudum var. Her neyse çok konuştum ben. Sizi seviyorum. Hoşçakalın. 

6 Temmuz 2013 Cumartesi

Kısa bir hayat, uzun bir hüzün.

Öyle anlar vardır ki hayatta boğazında bir şeyler düğümlenir, gözlerin dolar ve ne ağlayabilirsin ne de konuşabilir. Belli edemezsin, belli etmek istemezsin. Kaçmak istersin. Kaybolmak istersin. Güçsüz olduğunu bilirsin ama yanındaki insanlara güçlü olduğunu göstermeye çalışırsın. Anlatmak... Oturup konuşabiliceğin, boğazındaki düğümleri çözebileceğin birilerine bakınırsın fakat kime anlatsam beni anlamayacak zaten dersin. Öyle de. Hangi birimiz yaşamadan bilebilir ki? Bu aşk acısı olsun, dost ayrılığı veya aile sorunu olsun. Hiçkimse yaşamadan tam anlayamaz. Evet muhakkak birine ihtiyacın olucak, anlatıp rahatlamak lazım ama eğer gerçekten ihtiyacın olsaydı tek doğmazdın. 

Sıkılırsın, bunalırsın. Canın hiçbir şey yapmak istemez. Sadece kafandaki düşünceler döner. Seni yer bitirir. Ağlamak istersin. Sanki ağlayınca geçicek, sanki ağlayınca o kafandaki düşünceler silinecek gibi. Daha fazla dayanamam der bırakırsın her şeyi. İşte o an öyle bir şey olur ki seni tekrar hayata bağlar. Ne olacağı hiç belli olmaz. Yeter ki olsun. Hayat çok kısa. Yaşamak, sevmek, sevilmek, kaybetmek... Hayat o kısacık dönemde bile neler yaşatır sana. Ama sen inadına güçlü dur. Hiçbir şey çözümsüz değil. Sen sadece ayakta durmasını bil ve pes etme. Her şey yoluna girecek elbet. Bugün değil ama bir gün... 

8 Haziran 2013 Cumartesi

Mezun oldum ben bugün :)

Tam 4 yılı devirdim ve bugüne de geldim. Her şeye rağmen, iyisiyle kötüsüyle. Hiç unutulmayacak, bir daha  olsa yine yaparım dediğim o kadar çok şey yaşadım ki. Okulu özleyeceğim diyemem. Ama içindekileri, içinde yaşadığım anılarımı çok özleyeceğim. Gerçekten özlenmesi gereken şeyler. 

En önemlisi kardeşlerim. O kadar güzel kardeşler, dostluklar kurdum ki asla arkamda kalmayacaklar. Her zaman yanımda olucaklar ve ben de her zaman onların yanında olucam. Benim için çok değerliler. Diyorum ya kardeşim diye. İlk yılımda olmasa bile sonraki 3 yılımı onlarla geçirdim. Her ağladığımda benimle ağladılar her güldüğümde benimle güldüler. İlk heyecanlarım, ilk aptallıklarım onlarla oldu. Her şeyimizi paylaştık. Birbirimizden bir an bile olsun bişey saklamadık. Gerektiğinde şapşal olduk ama gerektiğinde de dimdik durup birbirimizi koruyup kolladık. İyi ki varlar. 

Zaman ne kadar da çabuk geçti. Daha dün 14 yaşındaydık. Bugünse 18. İnsan farkında değil.Geçen yıl bu yılın hemen geçmesi için dua ederdik. Göz açıp kapayana kadar bitti. Amma hızlıydı. Güldük, ağladık, eğlendik. Her şeyi yaptık .Okulumun bana kazandırdıkları; kardeşlerim, sevgi, güven gibi şeyler. Aslında bir şey daha var ama o bende kalsın. En önemlisi o. Her zaman da öyle kalıcak. 

Neyse müthiş yorgunum ben. Bu gece için herkese teşekkürler. Mezunsanız zaten beni anlıyosunuzdur ama değilseniz umarım hemencecik olursunuz. Kendinize iyi bakın. 


7 Haziran 2013 Cuma

Çocuk sevilmez yani ben sevmem, sevemem

Malesef gördüğünüz doğru. Ben çocuk sevmiyorum. Onlarla 10 dakika bile aynı ortamda kalamıyorum ve her ne hikmetse çocuklar beni çok sever. 

Mesela ben 6 çocuklu bir ailede büyüdüm. Benden önce tam 3 tane abim ve benden sonra 2 tane kardeşim var. Buna rağmen çocukları sevmiyorum. Ki kuzenlerimi saysam sonu gelmez. Anne ve babalar çıldırmış olmalı. O kadar çocuğu ne yapıcaklarsa artık. Her neyse. Ben evin ilk gözbebeğiydim. Ah keşke hala öyle olsaydım. Benden sonra gelen kız kardeşim malesef yerimi kaptı. Fena kıskanırdım onu. Acaba onun yüzünden mi sevmiyorum? Bu soruyu pek çok kez kendime sormuşumdur ama ne fayda cevabı hala ortalıkta yok. 

Ağlayan çocuk denen bişey var. Ne kadar katlanılmaz sesleri var. Mümkün olduğunca ordan uzaklaşıyorum. Bir de el üstünde tutulmazlar mı... Ya bırak ne hali varsa görsün zaten susar. Susmak zorunda. Bu yazıyı okurken büyük ihtimalle senden anne manne olmaz diyeceksiniz. Şimdilik öyle bir niyetim olduğu söylenemez zaten. Ama sevgili çocuklar anneleriniz değerini bilin. Helal yani. Sen onca karnında taşı sonra dünyaya getir ve büyüt. Cidden muhteşem bişey.

Ben kötü bir ablayım. Oturupta 10 yaşındaki kardeşimle hiç muhabbet etmişliğim yoktur. Benden çok korkar. Ama korkunç değilim ki ben :( 
Tamam size söz veriyorum. İyi bir abla olucam bundan sonra. 

İyi bir abla, olursa bir gün iyi bir anne. Sizi seviyorum. Ama sizi çocukları değil. Şimdilik kendinize iyi bakın. Neyse çocuklara da iyi bakın bari...

2 Haziran 2013 Pazar

İyi günde çikolata kötü günde çikolota

Küçük şeylerle kendiniz mutlu edin derler ya, benim mutlu olduğum küçük şey çikolata. Nasıl bir şeydir o öyle? Ne zaman istersen, nerde olursan, nasıl seversen yersin. Ama tabi çikolatayla aramdaki duvar DİYET. Diyet yapan birinin -ki o ben oluyorum- çikolatayı ne kadar özlediğini tahmin bile edemezsiniz. Neyse size bunlardan değil de çikolatadan bahsedicem :) 

Aslında şöyle bir şey var. Çikolata anlatılmaz yaşanır. Ben çikolataya aşığım. Çünkü her anımda yanımda olmayı başaran bir varlık. Düşünün. Çok üzgünsünüz, evdesiniz canınız hiçbir şey yapmak istemiyor. Bu durumda genelde mutfağa gidilip buzdolabı karıştırılır. İçinde en göz alıcı şey de çikolatadır. Eliniz istemsiz ona gider. Yersiniz bir anlık bile olsa size unutturur. (Ha tabi yedikten sonra da pişman olunur. Aman tanrım ne yaptım kilo alıcam!) Ya da çok mutlusunuz. Bunu mutlaka çikolatayla kutlarsınız. Özellikle biz kızlar çikolataya daha düşkünüz. Sebebi ortada zaten ;) 

"Çikolata hem çocuksudur hem de seksidir." 
Ne kadar da doğru bir cümle. Çikolatayla hem çocuk olursun hem de yetişkin bir insan. Çikolataya en çok da sinirliyken ihtiyaç duyarsın. Çünkü onun yumuşaklığı seni de yumuşatır. İster küfür ederek ye ister ağlayarak. Hiç fark etmez. Sonunda yatıştırır seni. Bir de çeşitleri vardır. Sütlü, bitter, fındıklı, fıstıklı, meyveli, kahveli... Say say bitmez. Seni yansıtan çikolata ise bir çeşittir. 

Bitterciysen sert bir yapın vardır. Ama içerde melek gibi bir yüreğin vardır aynı zamanda. Sütlü çikolatacıysan duygusal bir yapın vardır. Tıpkı benim gibi. Kırılgan olursun en çok da. Mmm kahveliyi seviyosan kişiliğine laf yok. Mükemmel bir insansın. Sakın yanlış anlamayın çikolatayı seven herkes mükemmeldir. Bunun gibi daha bir sürü yorum yapılır. 

Benden size bir öneri. Hediye olarak her zaman yanında bir kutu çikolata bulundurun. İnanın diğer hediyeden daha çok mutlu eder. Beni öyle yapar şahsen. 
Kilo konusuna gelince. Kesinlikle umursamayın. Haftada bir defa yediğiniz çikolata size hiçbir şey yapmaz. Spor denen bişey var yani. Çikolata yiyin. Kendize eziyet etmeyin ve mutlu olmayı bilin. Bu kadar yeter. Eğer yazdıklarımı anlamadıysanız gidip bi paket çikolata ye eminim ki daha iyi anlarsınız beni. Kendinize ve çikolatalarınıza iyi bakın.
Çikolatalı günler :) 

30 Mayıs 2013 Perşembe

Benimki de kalp, kırılır hani

Gece gece ne kadar yazabilirim bilmiyorum ama duygularımı yansıtmak için mükemmel bir saat. 

Bazen hiç düşünemeyeceğiniz şeyler gelir sizi paramparça eder. Bu bir mesaj olur ya da bir telefon görüşmesi. Benimkiler genelde telefonda olur. O farkında olmaz oysa kırıldığımın. Ama kıran da odur aynı zamanda. Kırılmak da bir yana, bugüne kadar birçok kırgınlığımı örttüm. Peki ya kızdığım zamanlar? Ciddiye alsa ya. Belki her şey daha güzel olur. 

Çok keyifliyimdir mesela sebepsiz bir keyif, alırım telefonu elim onun ismine gider. Kalbim'e gider. Ama aynı zamanda onun bu kadar değiştiğini unutmuştur aklım. Hiç mi yumuşaklık olmaz? Babam gibi o da değişti. Yine değişmesini beklemediğim bir insan. Eski günlerimi ararım. Mutlu olmak isterim. Ama ne fayda? Elde var sıfır. Sadece boş bir umut. Ama hoş bir umut. Aslında onunla ilgili her şey hoştur. Sadece biraz yoruldum. Eski haline dönsün diye yalvarırım. Mutluydum ben o zamanlar. Şu an üzgün sayılmam ama doğru düzgün bişeyler istiyorum. Ah pardon ben artık hiçbir şey istemiyorum. İsteyemem. Çünkü ne zaman istesem uygulanmıyor, dinlenilmiyor. Kim mi? Kalbim. 

Bu gece de böyle oldu. Ne yapalım artık kader. Siz siz olun Kalbinizi bırakmayın. Bilirsiniz ki o sizi çok sever. Sevmesine rağmen de kırar. Ciddiyim sevin birbirinizi. Zor bulunur. Benden ayrılmayın. Size daha çok şey yazıcam. Kalbinize ve kendinize iyi davranın. Sevgiler. 

29 Mayıs 2013 Çarşamba

Her zaman babanızın küçük prensesi olarak kalmazsınız

Odama doğru giderken gözüm duvardaki fotoğrafa çarptı. Babam ve sırtında taşıdığı ben. Durdum orda ve uzunca bi düşündüm. "Baba neydik ne olduk?" diye geçirdim içimden. İnsanlar değişir doğru ama babalar da değişir mi? Kızlarının onlara her zaman ihtiyaçları vardır, onları çok severler hiçbir şeye değişmezler. 

Benim hayatımda ilk aşık olduğum erkek babamdı. Gerçekten aşıktım ona. O kadar güçlü, kuvvetli bir adam ki beni hayrete düşürüyordu. Hep yanımdaydı. Onu evde 2 gün görmediğimde hasta olduğumu bilirim ben. Ama şimdi ise keşke evden gitse de biraz rahatlasam diyorum. Değişmeseydi belki böyle demezdim belki hala onu görmeyince hastalanırdım. Onu tanıyamıyorum artık. Acaba büyüdüğüm için mi böyle davranıyor? Büyüdüğümü kabullenemiyodur belki ama bunu da görmesi lazım. Evet beni eskisi gibi sırtına alamaz, beni kucağına alıp döndüremez, sevdiğim oyunları oynayamaz benimle ama neden beni prenseslikten çıkardı ki? 

Benim mi suçum var diyorum düşünüyorum da bişey bulamıyorum. Ona saygım sonsuz. Ama sevgimden şüphe ediyorum artık. Onu eskisi kadar çok seviyor muyum diye 2 defa düşünüyorum. Beni o kadar çok kırdı ki. Hiç düşünmezdim bir gün gelipte böyle olacağını. Beni görmezden geliyor. Sanki onun ilk göz ağrısı değilim de başına belayım. 

Her kız babası tarafından sevilmeyi ve arasının iyi olmasını ister. Babasının en küçük bir lafı bile kalbini kırmaya yeterlidir. Öyle değil mi?  Çünkü baba farklıdır. Anne gibi değildir. Annen söylenir sana ama ciddi olmadığını bilirsin o annedir. Ama baba öyle mi ya? O seçerek söyler, ciddidir. Bilir her şeyi. 

Hani derler ya "Baban o senin. İster döver ister sever." diye. Kızını dövemez ama öyle bir kırar ki kız neyi nerden toplayacağını şaşırıyor. O kız benim işte. Bugüne kadar babam benim her istediğimi yaptı evet doğru ama son zamanlarda istediklerimi istemeyerek yaptı. Her neyse. Babama sonsuz teşekkürlerimi iletiyorum. Umarım hep yanımda olur. Onu seviyorum. Ne olursa olsun babanızın değerini bilin. Ne abiniz ne de sevgiliniz ona benzemez. O babadır. O kraldır. O her şeydir. Onu bırakmayın. Son nefesine kadar onunla kalın. Ben yapamazsam bile siz yapın. Babanıza ve kendinize iyi bakın. Sevgiler. 

(Bu arada türkçe klavye buldum. Mutluyum) 

28 Mayıs 2013 Salı

Hello world diye yazılır ne işim var bu lanet dünyada diye okunur

Klavyem ingilizce o yuzden turkce karakterlerim yok simdiden bunun icin sizlerden ozur dilerim.  

Hayatin hangi ucundan tutalim? Ya da tutulacak bir yani var mi? Soyle ki; bilene var bilmeyene yok. Sanirim ben bilmeyenler kismina giriyorum :) O zaman cok konusma diyebilirsiniz ama inanin bilen kadar da tecrubem var. Su "Sonsuz dunya" kavrami yok mu beni yiyip bitiriyo. Neyi sonsuz? Olumle bagdastirmiyorum. Insanar hayatlarini biseylere baglayarak yasar ya hani onu diyorum. Bagladiklari sey gittiginde, bittiginde hayatlarini bitiriyorlar. 

Mesela bunu savunmayan bir sevgilim var. Ona gore hayatini hicbir seye baglamamalisin.  Yoksa sonunda uzulen sen olursun. Bi yandan hak versem de bunu coktan gecmis insanlar var. 

Dusunsene bir kiz cocugu ve onun Barbie oyuncagi. Ona dunyalari versen o sana oyuncagini vermez. Basina bir sey gelse hayatini kaybetmiscesine uzulur, aglar.. Iste yetiskin insanlar da boyle. Hayatlarini olur olmadik seylere baglayip yasarlar. Hatta yasama sebebi yapan vardir. Hadi ama biraz kendinize gelin. O da bir gun gidecek veya bitecek. Ya da boyle olmaya devam edin hayat sizin, karar sizin. Benimle kalmaya devam edin. Simdilik bu kadar, kendinize iyi davranin...