3 Ekim 2016 Pazartesi

Hayatın kısa bir özeti.

Merhaba Sevgili Okuyucularım,

 Özlemişim buraları. Yeniden düşünmeyi, sizlere duygularımı ince ince işleyerek yazmayı, ve siz okuduğunuzda benimle paylaştığınız duygularınızı hissetmeyi her şeyi özlemişim. Çok boşladım farkındayım. Ama bazı şeylerin özel kalması gerektiğini düşündüm. Birazcık bencillik yaptım sizlere karşı belki. Ama kalbime sakladım. En güzel yerine koyup en güzel duygularla besledim bazı şeyleri. Bazen sevmeyi abarttım bazen de sevilmeyi abarttım ama biliyor musunuz sevildim. Çok güzel sevdim ve sevildim. Kalbimi titreten anlarım oldu, kalbimi sızlatan zamanlarım da oldu. İnsan çok garip bir varlık. Tecrübeler ve yaşanmışlıklar insanları daha da garipleştiriyor. Hadi başlayalım...

 İlkim olmadı ama beni ilk mutlu eden oldu. Sonum olabilir ya da olabilirdi ben de bilmiyorum. Sevmek kötü bir şey değildir, sizi harap etmediği sürece. Sevmeye karşı sevilmekse dünyanın en güzel şeyidir. Bir insanla bir şeylerinizi paylaşmak, arkadaş olmak, dost olmak, sevgili olmak bunlar günümüzde değerli ve az bulunan şeyler. Tek bir insana karşı olunca tabi... Hayatınıza öyle bir insan girer ki onunla yeniden bir hayat kurarsınız. Size geçmişi unutturur, sizi geçmişinizden utanmazına sebep olur. Pişman eder o güzel yürekli insan. Çünkü seviyordur sizi. Size sevmeyi öğretir. Gerçek sevgi neymiş onu öğretir. O insanın gözlerine baktığınızda içiniz kıpır kıpır oluyorsa, mutluluğu o bakışlarda buluyorsanız doğru insana bakıyorsunuzdur. Bu insan sizi sonsuza kadar mutlu edecek diye bir şey yok tabi ki. Kimi zaman size zamanı zehir eder. Aranızdaki gerçek sevgiyse şayet zehirleşen anların hiçbir önemi yoktur. Gerçek sevgi... Dünyada zor bulunan şeyler nelerdir? Bana kalırsa gerçek sevgidir. Dünya yalanlarla dolu. Gerçek sevgi bulunması zor olduğu gibi silmesi de zordur. Gerçekten sevdiğiniz bir insanı kolay kolay bitiremezsiniz. Gerçekten sevdiğiniz bir insanı her ne pahasına olursa olsun gerçek anlamda kıramazsınız. Sizi gerçekten sevmemişse çok az bir sürede ben artık onu sevmiyorum diyebilir. Peki siz kaç defa dediniz? Gerçek sevgiyi buldunuz mu hiç? Gerçekten sevdiniz mi? Seviyorum dediğiniz birinden kısa bir süre içinde vazgeçtiniz mi? Bu sorular bitmez sonsuz bir denizdir. Demem o ki gerçekten sevin, sevin ki değsin...

 Acı herkes için farklı anlam taşır. Bu yüzden insanlar birbirlerini anlamakta zorlanır. Hayatta yaşanılan acılar, zorluklar insandan insana dayanma eşiğine göre değişir. Karşıdaki insan acının size ne anlam verdiğini bilmediği için yaptıkları sınırsız olur. Umursamaz bir bakıma. Siz ise sizi umursamama gerçeğini de acınıza katarak yolunuza o kişiyi severek devam edersiniz. Aslına bakarsınız yanlış. Ama sevgi işte gerçek sevgi. En çok güvendiğiniz insan acıtır sizi. Canım dediğiniz insan alır canınızı. Sarılmak istediğiniz insan kırar kaburgalarınızı. Umudum dediğiniz insan yıkar umutlarınızı. Sonra güven yerle bir olur. Tekrar ne güvenebilirsin ne de toparlanabilirsin. Sahi güvenmek ne demekti? Gerçekten sevdiğiniz birine güvenmek nasıl olur? Bu kıskançlıkla yıkılan güven değil. Size olan sevgisine güveniniz. Gülümsememizin yerini gözyaşlarına bırakınca artık daha da güvenemeyeceğinizi anlarsınız. Seven ağlatır mı hiç? Ha ağlatır o da özlemdendir. Ama acıdan ağlatmaz, ağlatmamalı. Acıtmayın insanların güzel yüreklerini. Vebalini almayın o güzel insanların. Kalkamazsınız altından.

 Hayat çok hızlı akıp gidiyor. Olaylar çok hızlı gelişiyor. Neydim değil ne oldum, neydim değil ne olacağım demek gerekiyor. Sevgiye olan güveninizi kaybetmeyin. Elbet sizi de bir gün hakettiğiniz gerçek sevgi bulur. Hayat zor, sevmek zor, güvenmek zor biliyorum. Sizi çok iyi anlıyorum. Ama kaderiniz öyle bir yazılıyor ki siz bile neyin nasıl olduğunu fark edemiyorsunuz. Şimdilik bu kadar yeterli mi? İzninizi alayım. Aslında yazmak istediğim çok şey var. Ama ben yarım kalmışken size tam cümleler kuramıyorum, onlar da sahipleri gibi yarım kalıyor. Kendinize iyi bakın ben tekrar gelene kadar. Hoşçakalın... 

30 Eylül 2016 Cuma

Yepyeni bir başlangıç...

Merhaba can okuyucularım,
Aylar sonra yeniden geldim. Gelmek için arkamdan itildim. Şu an yazmayacağım. Aklımı, düşüncelerimi toparlayıp size yeniden yazacağım. Ama güzel yazacağım. Şimdilik sağlıcakla kalın. Sizi seven yazarınız :) 

15 Mart 2014 Cumartesi

Bazen sen de hayatın üstesinden gelemezsin...

Hiçbir şeye yetemediğin anlar vardır… Yaşadığın her şeyin sabun köpüğü olduğunu anladığın,
baloncuklar teker teker patlarken, her şeyi kaybettiğini farkında olup da hiçbir şey yapamadığın… Binlerce cevapsız soru içinde, hayata cevapsız kaldığın ve kimseyle konuşmak istemeyip, kendine çağrılarını bile meşgule aldığın…

“Ben güçlüyüm” yalanını her söylediğinde aynaya, yüzün kızarır böyle zamanlarda. Hayat güçlüdür. Gerçeği bilmek kimseye bir şey kazandırmayacağından, herkes kendi gücüne inanmak ister. Sonra bir anda, sessiz bir sabaha gözlerini açarken, “Hayır,” dersin, “güçlü falan değilim ben”. Bir anda tüm mücadeleden vazgeçersin. Tüm kavgalarından. her şeyi olduğu gibi bırakmak, ayak uydurmak ister, sessiz bir kabullenmişliğe bürünürsün.

“Olduğu kadar” cümlesi girip yerleşir hayatına; “olmalı” kelimesi terk edip gider cümlelerini.. “Olduğu kadar” yaşamaya başlarsın “olduğu kadarıyla”…

Beklentiler, hayaller boş gelmeye başlar artık. Kimse senden bir şey beklemesin istersin, sen hayattan bir şey beklemezken.

Yorgunluğun, yılgınlığın arttıkça zincirler seni, bırakıp kaçma, yeni hayaller kurma, yeni bir şeylere başlama hevesi yaşamından uzaklaştıkça; asla bitmeyecek yorucu yokuşlar gibi isteksiz bırakır seni hayata karşı.

“Ben buyum” dersin…
“Olduğum kadarım”
“Çabalamanın anlamı yok daha fazlası için” dersin

ve kaybedersin.

17 Ekim 2013 Perşembe

Hayat öğretir size yavaş yavaş.

Kızıyorum bazen… Öfkeyle tekmeler savuruyorum sağa sola ve sonra da pişman oluyorum; kırılacak ve ben bir daha tamir edemeyeceğim diye… Konuşmaya bile korkuyorum bazen yanlış anlaşılırım diye… Biliyorum çünkü o kırılganlığı… Bir zamanlar sol yanımda benzer bir köşk taşıyordum, trabzanları altından, basamakları da kendi gibi camdan… Çok büyük savaşlar yapıldı içerisinde ve çok büyük kayıplar verildi… Orta yerinden çatladı kalbim, 7 katından 4ü bir daha hiç kullanılamayacak hale geldi, kendimde tamir edecek gücü bulamadım hiçbir zaman ve kimselere de el sürdürtmedim güvenemediğimden… “Söz konusu kendi kalbi olunca cimri” dediler benim için hep, oysa sadece kırılmıştım ve yeni bir kırığı daha kaldıracak gücü yoktu kalbimin…

Bu yüzden hep parmak uçlarımda dolaştım O’nun kalbinin odalarında; o kırılmasın, kırılan parçalar içine batıp gözlerinde yaşa sebep olmasın diye… O kadar sessizdim ki içinde bazen orada olduğumu hatırlamakta güçlük çektiği bile oldu, sırf bir savaş ortamı yaratmamak için ses çıkarmadım yine de… Belki O’nun kırık bir kalple yaşayacak gücü yoktur diye… Suskunluğum, dikkatli davranışlarım, sakin kalışlarım en büyük kusurum ve en büyük suçum oldu her zaman. İnsanın başına her ne gelirse iyi niyetinden geliyormuş, böyle öğrendim ne yazık… 

Öğreniyosunuz her şeyi zamanla. Daha çok şey öğreneceksiniz. 

6 Ağustos 2013 Salı

Mutluluk... Error!

Hayat böyledir işte. Tam mutluluğu yakaladım derken, tadını almaya başlarken mutluluğun, hayat gelir onu birden elinden alır ve sen öylece kalırsın ortada. En küçük şey de bile böyle. Mesela çikolata yerken mutlusundur ya ama bittikten sonra yediğin için üzülürsün kilo alacağım diye. Küçük bir şey de bile böyle oluyosa ya büyük şeyler? 

Çok acımasız aslında. Bence biz alıştık. Kim dayanabilir ki bu hayata? Sen gülersin o ağlatır. Sen sevinirsin o üzer. Buna rağmen vazgeçmezsin. Umut beslersin yüreğinde. Hani "belki" olur. Beklersin, küçük bir çocuğun annesini bekler gibi. Bizler de birer çocuğuz. Küçük şeylerle mutlu olabilen ama bazen biraz bencil olup daha çok isteyen çocuklarız. Sonra yine üzülürüz, ağlarız... 

Bu arada bence yaz çok uzadı. Sizce de öyle değil mi? Mesela Eylül gelse. Yapraklar sararmaya başlasa, dökülüp uçuşsa başının üstünde. Sonra kış gelicek mesela. Kalın giysilerin çıkacak. Sıcak içeceklerle ve slow şarkılarınla tamamlayacaksın sen onu. Yazması bile güzel. Bir an önce kış gelsin. Kış hüzün ayı değildir. Kafanı dinlediğin, hayatın sana verdiği kötü anları unutma ayıdır. 

Konu çok mu dağıldı? Üzgünüm. Benim de kafam çok dağınık. Yazılarım da biraz dağınık olabilir. Olsun. Hala umudum var. Her neyse çok konuştum ben. Sizi seviyorum. Hoşçakalın. 

6 Temmuz 2013 Cumartesi

Kısa bir hayat, uzun bir hüzün.

Öyle anlar vardır ki hayatta boğazında bir şeyler düğümlenir, gözlerin dolar ve ne ağlayabilirsin ne de konuşabilir. Belli edemezsin, belli etmek istemezsin. Kaçmak istersin. Kaybolmak istersin. Güçsüz olduğunu bilirsin ama yanındaki insanlara güçlü olduğunu göstermeye çalışırsın. Anlatmak... Oturup konuşabiliceğin, boğazındaki düğümleri çözebileceğin birilerine bakınırsın fakat kime anlatsam beni anlamayacak zaten dersin. Öyle de. Hangi birimiz yaşamadan bilebilir ki? Bu aşk acısı olsun, dost ayrılığı veya aile sorunu olsun. Hiçkimse yaşamadan tam anlayamaz. Evet muhakkak birine ihtiyacın olucak, anlatıp rahatlamak lazım ama eğer gerçekten ihtiyacın olsaydı tek doğmazdın. 

Sıkılırsın, bunalırsın. Canın hiçbir şey yapmak istemez. Sadece kafandaki düşünceler döner. Seni yer bitirir. Ağlamak istersin. Sanki ağlayınca geçicek, sanki ağlayınca o kafandaki düşünceler silinecek gibi. Daha fazla dayanamam der bırakırsın her şeyi. İşte o an öyle bir şey olur ki seni tekrar hayata bağlar. Ne olacağı hiç belli olmaz. Yeter ki olsun. Hayat çok kısa. Yaşamak, sevmek, sevilmek, kaybetmek... Hayat o kısacık dönemde bile neler yaşatır sana. Ama sen inadına güçlü dur. Hiçbir şey çözümsüz değil. Sen sadece ayakta durmasını bil ve pes etme. Her şey yoluna girecek elbet. Bugün değil ama bir gün... 

8 Haziran 2013 Cumartesi

Mezun oldum ben bugün :)

Tam 4 yılı devirdim ve bugüne de geldim. Her şeye rağmen, iyisiyle kötüsüyle. Hiç unutulmayacak, bir daha  olsa yine yaparım dediğim o kadar çok şey yaşadım ki. Okulu özleyeceğim diyemem. Ama içindekileri, içinde yaşadığım anılarımı çok özleyeceğim. Gerçekten özlenmesi gereken şeyler. 

En önemlisi kardeşlerim. O kadar güzel kardeşler, dostluklar kurdum ki asla arkamda kalmayacaklar. Her zaman yanımda olucaklar ve ben de her zaman onların yanında olucam. Benim için çok değerliler. Diyorum ya kardeşim diye. İlk yılımda olmasa bile sonraki 3 yılımı onlarla geçirdim. Her ağladığımda benimle ağladılar her güldüğümde benimle güldüler. İlk heyecanlarım, ilk aptallıklarım onlarla oldu. Her şeyimizi paylaştık. Birbirimizden bir an bile olsun bişey saklamadık. Gerektiğinde şapşal olduk ama gerektiğinde de dimdik durup birbirimizi koruyup kolladık. İyi ki varlar. 

Zaman ne kadar da çabuk geçti. Daha dün 14 yaşındaydık. Bugünse 18. İnsan farkında değil.Geçen yıl bu yılın hemen geçmesi için dua ederdik. Göz açıp kapayana kadar bitti. Amma hızlıydı. Güldük, ağladık, eğlendik. Her şeyi yaptık .Okulumun bana kazandırdıkları; kardeşlerim, sevgi, güven gibi şeyler. Aslında bir şey daha var ama o bende kalsın. En önemlisi o. Her zaman da öyle kalıcak. 

Neyse müthiş yorgunum ben. Bu gece için herkese teşekkürler. Mezunsanız zaten beni anlıyosunuzdur ama değilseniz umarım hemencecik olursunuz. Kendinize iyi bakın.